Ust Dünyaların Yapısı

Mart 12, 2010

YARATILAN VARLIĞIN GELİŞİMİNİN DÖRT SAFHASI

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 3:35 am

·        Bildiklerimiz Kabalistlerin eriştiği algılara bağlıdır ve onların Kabalist kitaplarda açıkladıkları şeylere endekslidir. Ulaştıkları seviyede anladıkları şey tüm gerçeğin kaynağının üst bir güç olduğudur ve bunu (O’nun özü) olarak tanımladılar. Çünkü O’nun özünü algılayamazlardı.

·        Algılayabildikleri en üst nokta şuydu: O’nun özünden varlıkları yaratmak düşüncesi ve niyeti doğdu ve bunun nedeni yaratılan varlıkların bundan faydalanmasıydı. Bu niyete “Yaratılış Düşüncesi” ya da “Üst ışık” deyimini verdiler. Yaratılan varlık açısından ışık Yaratan’dır çünkü onun özü yaratılan varlıklar tarafından algılanamaz. Daha ziyade Yaratan ve yaratılan ilişkisi üst ışık vasıtasıyla uygulanır. Dolayısıyla üst ışık üst gücün özünden kaynaklanır ve O mutlulukla doldurabileceği ve iyilik yapabileceği varlıkları yaratmak arzusundadır.

·        Diyebiliriz ki ışığın amacı ışıktan mutluluk duyacak varlıklar yaratmaktır. Dolayısıyla Kabalistler yaratılan varlığa ışık için “kap” adını (alıcı) verdiler. Onun özünden kaynaklanan ışık yaratılan bir varlığı yaratmak için olan safhaya kök safhası denir, zira bu tüm var oluşun kaynağıdır.

·        Bu ışık aynı zamanda Ondan haz duyma arzusunu yaratır, buna aynı zamanda “Işığı Alma Arzusu” denir. Alınan haz tümüyle alma arzusunun derecesine bağlıdır. Bu bizim dünyamıza benzer, kişinin karnı boş olabilir hala yemek istemiyor olabilir. Dolayısıyla arzu tamamlanmış bir kaptır ve arzu olmadan haz olmaz.  Maneviyatta baskı yoktur ve doyum her zaman arzunun derecesine göredir.

·        Onun özünden kaynaklanan ışık, Kabı yaratır ve doldurur. Yaratılan varlığın aldığı ışıktan duyduğu mutluluğa Erdemliliğin Işığı denir ve ışığın yarattığı arzuya da “Birinci safha” denir ve bu gelecekteki kabın ilk halidir. Ancak bu arzu henüz bağımsız değildir çünkü ışık tarafından oluşturulmuştur.

·        Gerçek anlamda yaratılan bir varlık Yaratan’dan gelen tüm ışıktan faydalanmayı arzular. Işık mutluluk duymayı, kendi arzusuyla ışıkla dolmayı seçmeli. Yani arzu kişinin kendi içinden gelmelidir, Yaratan’dan değil. Işığı isteyebilmek için yaratılan varlık ışıkta ne kadar büyük bir haz ve mutluluk olduğunu tersinden uygulayacak şekilde bilmeli. Işığı almayı isteyebilmek için, yaratılan varlık ışıkta olan hazzı ve ışıksız olan haliyle ki farkı bilmeli. Dolayısıyla yaratılan varlık önce ışıkla dolmalı ve sonra da ışıksız bir halde olmalı. Böylelikle ışık için gerçek bir arzu doğar.

·        Bunu günlük hayatımızda da görebiliyoruz: birisine tatması için bir meyve veririz bu meyveyi daha önce hiç tatmamıştır ve bu meyve için dolayısıyla daha önce hiç bir arzusu olmamıştır ancak meyveyi tattıktan sonra kişi meyveden haz duyar ve eğer meyveyi kişiden alırsak meyvenin ve meyvenin verdiği hazzı özler. Bu özlem kişinin bağımsız iradesi olarak hissettiği yeni bir arzudur. Dolayısıyla arzuyu tek bir hareketle inşa etmek imkânsızdır.

·        Dolayısıyla kişinin neyi arzulayacağını ve neyden haz duyacağını bilmesi için tüm gelişim sürecinden geçmesi gerekir. Bu koşul Kabalada bir yasa olarak belirtilir: “Işığın yaratılan varlığın arzusunda yayılması ve sonra ayrılması, bu koşulda kli tüm ışığı alıp bundan fayda sağlayacak konuma ulaşır”.

·        Alma arzusunun gelişimindeki koşullara “safha” denir çünkü bunlar alma arzusundaki yeni koşullardır. Dolayısıyla ışıkla dolan ruh, yaratılan varlığa hazla birlikte ihsan etme özelliğini de verir. Ruh ışıktan mutluluk duyarken birden ışık gibi ihsan etme arzusunu hisseder, bunun nedeni Yaratanın ışığının ruha ihsan etme becerisini istemeyi verebilmesidir.

·        Işık birinci safhayı yarattıktan sonra ve tümüyle doldurduktan sonra, yaratılan varlık Yaratan gibi olmak hissinin nasıl olduğunu hissetmeye başlar. Bu yeni bir arzu olduğundan ikinci safha olarak adlandırılır. İkinci safha verme arzusudur ve Yaratan’a benzeme koşulundan duyduğu hazza “merhamet ışığı” denir. Buradan görüyoruz ki birinci safha ikinci safhanın tam tersidir: Çünkü birinci safha almak ikinci safha ise vermektir.

·        Birinci safhadaki ışığa (Erdemlilik Işığı) “Or Hohma” denir, ikinci safhadaki ışığa ise (Merhamet Işığı) “Or Hasadim” denir. Birinci safhadaki arzu onu dolduran ışıktan haz duyduğu anında ışığın verici kendisinin de alıcı olduğunu hisseder ve ışık gibi olmayı ister: almak yerine vermeyi ister. Dolayısıyla içerisindeki alma arzusu kaybolur ve Or Hohma’dan mahrum kalır, çünkü haz onun için arzu olmadan hissedilmez.

·        Alma arzusu Or Hohma olmadan varlığını devam ettiremez, çünkü o hayat ışığıdır. Dolayısıyla biraz Or Hohma almak zorundadır. Bu yeni arzuya üçüncü safha denir ve içerisinde aslında iki arzu barındırır: 1- Işığa benzeme Arzusu 2- Biraz olsun Or Hohma Alma Arzusu.

·        Dolayısıyla iki çeşit ışık hisseder: Özgecil olma arzusu olan Merhamet Işığı ve alma arzusu barındıran Erdemlilik Işığı. Üçüncü safhadayken onu dolduran iki ışıktan aldığı his Erdemlik Işığının doğal olarak onun hayat ışığı olduğudur ve bağımsız bir kararla Erdemliliği tümüyle alır.

·        Görüyoruz ki Yaratan’ın özünden kaynaklanan ışık bir alıcıyı dört safhada oluşturuyor. Dolayısıyla dördüncü safha denilen son arzu yaratılan tek varlıktır. Ondan önce gelen tüm safhalar sadece onun gelişimidir.

·        Gerçekte tüm yaratılış sadece dördüncü safhadır: Yaratan’ın dışında var olan her şey bu dördüncü safhanın içerisindedir. Safha sıfırdan, dörde kadarki safhalar şöyle adlandırılır: kök safhası, alef, bet, gimel, dalet. Dördüncü safhaya “Krallık” denir. Çünkü içerisinde alma arzusuna hükmeder.

·        Gelecekteki derslerde bu dördüncü safhanın nasıl parçalara bölündüğünü göreceğiz: Sefirot, Partzufim, Dünyalar, Bizim dünyamız, Duran, Büyüyen (Bitkisel), Hayvansal ve Konuşan. Bu ayırımlar arasındaki fark alma arzularındaki derece farkıdır. Dördüncü safha Erdemlilik Işığı’yla tümüyle dolduktan sonra “Sonsuz Dünya” (Olam Eyn Sof) adını alır, zira arzusu ışığı almakta hiçbir sınır tanımaz.

·        Dördüncü safha kendisinden önce gelen tüm ışığı almak ister ve dolayısıyla alma arzusunun 5 safhasından oluşur: daha önceki safhaları dolduran ışığın arzusu ve kendisine ait ışığın arzusu.

·        Işık Yaratan’dan gelir ve varlık dört safhada yaratılır. Yaratılan varlığın özü basit anlamda haz alma arzusudur. Ve bu aslında arzunun içerisindeki ışığın hissidir. Işık Yaratan’dan (Kök Safhasından) gelerek dördüncü safha olan Yaratılan Varlığa dört safha vasıtasıyla ulaşır. Dördüncü safha kendi içerisinde dört parçaya ayrılır ve daha önceki safhalardan ışığı alır. Dördüncü safha Erdemlilik Işığı ile dolunca Sonsuz Dünya adını alır.

BİRİNCİ KISITLAMA, PERDE ve PARTZUF

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 3:28 am

1. Erdemliliğin ışığı, yaratılan varlığı yani Alma Arzusunu tümüyle doldurduktan sonra, bu alma arzusuna kendi niyetini iletir – Verme Arzusu- . Dolayısıyla birinci aşamada ilk arzusundan yani alma arzusundan, değişerek verme arzusuna döner.

2. Dördüncü aşamanın başlangıcından sonra ve Or Hohma (Bilgelik Işığı) ile dolduktan sonra, ışık arzunun içindeyken verme arzusuyla hareket etmesini sağladı. Neden Or Hohma arzuya verme isteğini iletiyor? Çünkü, alıcı sadece ışıktan değil aynı zamanda verenin arzusundan da haz duymaktadır.

3. Yaratan bunu hissetmeyen bir Kli (Kap-Arzu-Ruh) yaratabilirdi. Yaratan verendi, ancak alıcı sadece aldığı hediyeden haz duyardı. Dolayısıyla Dünyamızda da alma arzusu gelişmemiş insanlar görebiliriz: çocuklar, akli dengesi bozuk insanlar ve ilkel insanlar. Bir çocuk büyüdükçe aldığı hediyelerden utanç duymaya başlar.

4. Yetişkin bir insanda, bu his öyle gelişmiştir ki utanç duygusu hissetmektense dünyadaki başka en büyük acıyı buna tercih eder. Ve Yaratan bizi özellikle bu defoyla yarattı, böylelikle bu duyguyla doğamızı aşabilelim diye, yani alma arzumuzu. Utancı yaşayabilmek için yani alma davranışından acı duyabilmek için öncelikle aldığımızı anlamamız gerekir.

5. Bu sadece Yaratan’ın varlığını hissedebilirsek olur: eğer ben ev sahibini hissetmezsem almaktan utanmam, ama onu önümde görürsem o zaman utanç duyarım, almam mümkün olmaz, onunla bir şekilde ilişkim olması gerekir. Belki ona karşılık olarak bir şey vermem gerekir, dolayısıyla ondan artık almayarak, ona karşılığında bir şeyler vererek değiş tokuş yapmış oluruz.

6. Yaratan’ı hissetmek Malkut’ta öyle büyük şiddetle acı uyandırır ki Malkut ışığı almaktan vazgeçer ve bu duruma Tzimtzum (kısıtlama) denir. Bu kısıtlamanın ilk tecrübesidir ve bu yüzden birinci kısıtlama denir. Malkut ışığı almayı durdurmuştur ve böylelikle artık alıcı olma konumunda değildir.

7. Ancak bu yeterli değildir. Yani Malkut’un üst ışık gibi davranıp ihsan edip haz vermesi yetersizdir. Yaratan’ın ışığı Malkut’a mutluluk verir ancak Malkut ışığı almayı reddetmiştir ve dolayısıyla Yaratan’dan haz duymamaktadır ve Yaratan’ın arzusunu yerine getirmemektedir.

8. Aslında bunun tersi gerçektir. Yaratan’ın arzusu yaratılan varlığa mutluluk vermektir ve Malkut Yaratan’ın arzusunu yerine getirmediğinde Yaratan’a mutluluk vermemektedir.

9. Dolayısıyla Malkut Yaratan gibi olmadığından yani Yaratan’a haz vermediğinden Yaratan’a benzememektedir. Yaratan’ın Malkut’u yaratmaktaki amacı Malkut’un mutluluğu hissetmesidir. Yaratılışın düşüncesi ve niyeti mutlak ve sabittir, dolayısıyla Yaratan Malkut’un ışığı alması için onu teşvik etmektedir.

10. Malkut kısıtlamanın kendi açısından yeterli olmadığını hisseder. Ancak yaratılan varlık alma arzusuyla oluşturulduğundan Yaratan’a nasıl geri verebilir? Malkut eğer ışığı alır ve bundan Yaratan’a haz vermek niyetiyle bir fayda sağlarsa, -çünkü bu Yaratan’ın arzusu ve Malkut’un arzusu değil- Malkut’un alma arzusu verme arzusuna benzer: Mutluluğu verenin mutluluğu için kabul edersem almak davranışını vermek davranışına çevirebilirim.

11. Eğer Malkut tüm ışığı alırsa yani Yaratan’ın vermek istediği tüm mutluluğu, bu Malkut’un Yaratan’a verdiği her şeyi aldığı kadar geri vermesi olur. Bu tür bir almaya almak denmez ama sanki Malkut vermek için davranmaktadır.

12. Bizim Dünyamızda da buna paralel bir örnek vardır, misafirliğe gelen bir kişiyle ev sahibi. Ev sahibi misafirini bir ziyafetle onurlandırır, onun için arzuladığı tüm yemekleri doğru miktarlarda hazırlar (zira mutluluk ışığı öyle bir kap yarattı ki kalite ve miktar oranı alacağı mutluluğa eşdeğerdedir) misafir çok yemeyi arzulasa da ev sahibinin varlığı içinde bir utanç uyandırır çünkü kendisini alıcı olarak hissetmektedir ve bu histen dolayı alamamaktadır.

13. Ancak ev sahibi, rica edip yemesi konusunda ısrar ettikten sonra, misafire sanki reddetmek ayıp olurmuş gibi gelir ve yemenin ev sahibini mutlu edeceğini düşünür. Bu koşulda misafir veren, ev sahibi de alan konumuna gelir.

14. Kabala sadece arzudan, hazdan ve Kabalistlerin anlattığı dilde ikisinin ilişkisinden bahseder: Alma arzusu (Kap-misafir) kendisine gelen ve girmek isteyen ışığı (Haz-Mutluluk) hisseder. Kap ışığı geri iter ve kaynağına geri gönderir (misafir ev sahibinden yemeği almayı reddeder.) Bu hazzı yada mutluluğu geri iten güce Perde (Masah) denir.

15. Mutluluğu geri itme gücünün yardımıyla Kli kendisiyle mücadele edip alma arzusunu aşabilir. Bu bize Kli’nin ışığı reddetmesi gibi gelebilir, elbette kendi alma arzusunu reddetmektedir ve kendisinin o arzuya güvenmesine izin vermemektedir. Bir Kli Yaratan’a ışığı geri gönderme imkânına sahip değildir, ama bunun yerine Kli’de Yaratan’a bir haz verme arzusu oluşmaktadır. Bu niyete Or Hozer (geri yansıyan ışık) denir. Işık mutluluğun yaşanmasıdır. Or Yaşar (direkt ışık) Yaratan’ın yaratılan varlıklara ihsan etmek istediği mutluluklardır.

16. Kli ışığı kendi rızası için almayacağına emin olduktan sonra, Or Hozer’in yardımıyla (Yaratan’a vermek istediği hazzın boyutu kadar); ne kadar Or Yaşar alabileceğini ve bunu Yaratan’ın rızası için yapabileceğini tayin eder.

17. Işık Yaratan’dan direkt olarak gelir ve bu yüzden de “Direkt Işık” denir. Kli’nin kendisini sarmasını istemektedir, ancak Kli’ye girememektedir çünkü Perde ışığı bloke etmektedir. Dolayısıyla Perde ışığı geri çevirir ve geri dönmesine neden olur. Almak için almayı reddeder. Bu durumda Kli, birinci kısıtlamanın koşulunu yerine getirir; kendi rızası için almama koşulu.

18. Kli, bir daha asla kendi rızası için alma arzusunu kullanmayacağından emin olunca, Yaratan’ın rızası için ne kadar alabileceğine dair bir hesap yapar. Bu hesaplama Perde’nin yardımıyla yapılır. Hesaplamanın yapıldığı yere Peh (ağız) denir. Perde’nin olduğu yer Peh’tir. Işığı almadan önceki tüm tecrübeler ve kararlar Kli’nin Roş (kafa) denilen yerinde yapılır. Burada ışığı potansiyel olarak aldığımız varsayılır.

19. Kli’nin Roş’unda verilen karardan sonra, Kli ışığı içine alır. Kli’nin ışığı içine aldığı yere Toh (iç kısım) denir. Kli’nin Toh kısmındaki yerinde, Or Hohma Yaratan’a haz verme şeklinde alınır. Bu ışık Or Hozer tarafından sarılmaktadır; Yaratan’ın rızası için olan niyetle. Ancak Kli tüm Or Yaşar’ı alacak kapasiteye sahip değildir, sadece küçük bir kısmını alabilir. Masah tüm ışığı kabul edecek güçte olmadığından Sof kısmına ışık gelmez, Kli’nin ışık girmeyen bu kısmına Sof denir. Roş, Toh ve Sof kısımları beraber bir Partzuf (Yüz, Surat) oluşturur. Partzuf’ta ışığı almanın durduğu yere Tabur (göbek) denir.

20. Partzuf’un içine alınan ışığa Or Pinimi (içte yansıyan ışık) denir. Kli’nin dışında kalan ışığa Or Makif (saran ışık) denir. Or Yaşar, Perde vasıtasıyla Or Pinimi ve Or Makif olarak ikiye ayrılır. Her Partzuf’ta bir Roş (kafa) bir de Guf (beden) bulunur. Beden iç ve uç kısımlarına ayrılır. Malkut, beş bölüm barındırır. Perde her bölümde ne kadar alınacağını tayin eder ve dolayısıyla her bölüm alan kısım ve almayan kısım olarak da bölünür. Dolayısıyla iç kısımda beş bölüm ve uç kısımda da beş bölüm vardır.

21. Özet: Kli’yi mükemmelleştirmek için ışık Kli’ye Yaratan’ın arzusunu verir. Eksikliğini taşıdığımız şey bu; ışığın gelip bizi ıslah etmesi ve mükemmelleştirmesi. Böylelikle Yaratan gibi olmayı arzulayabiliriz. Kabala çalışmak insanı ıslah eden Or Makif’i uyandırır.

Makale ile İlgili Kısa Sözlük

Or Hohma Erdemlik Işığı Or Hasadim Merhamet Işığı
Or Yaşar Direkt Işık Or Hozer Yansıyan Işık
Or Pinimi İç Işık Or Makif Saran Işık
Roş Kafa Toh İç
Guf Beden Sof Son
Tabur Göbek Peh Ağız
Sium Son Masah Perde
Kli Kap (Alıcı/ Ruh)

IŞIKLARIN UZANTISI VE AYRILIŞI

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 3:15 am

Malkut, OrYaşar’ın bir oranını perdenin yardımıyla aldıktan sonra, durur ve daha fazla alamaz. Partzuf’un Roş’unda (Baş kısmında), Malkut sürekli ihsan etme niyetiyle ne kadar ışık alacağını hesaplar.

Ancak, perdenin gücünün oranına göre Malkut sadece ışığın çok az bir oranını alır çünkü Yaratan’ın rızası için almak doğasına aykırıdır. Kli’nin dışında kalan ışığa Or Makif (Saran ışık) denir. Yayılmasını engelleyen perdenin üzerinde baskı yapar çünkü yayılmasını engelleyen perdeyi aşıp tüm kli’yi doldurmak ister tıpkı kısıtlamadan önceki gibi.

Malkut Or Makif’le hemfikir olur, yani şu anki haliyle kalırsa yaratılışın nedeni olan tüm ışığı sınırsızca almak yerine getirilemeyecek. Ancak Malkut alabileceğinden daha fazlasını kabul ederse kendi hazzı için almış olur.

Şöyle ki, Malkut daha fazla miktarda ışık alamaz ve ayrıca şu anki haliyle de kalamaz. Dolayısıyla Malkut, ışığı almaktan vazgeçer ve ışığı almadan önceki halinde var olmaya döner.

Bu karar tüm kararlarda olduğu gibi Partzuf’un başında olur. Bu karardan sonra tabur’da bulunan Masah (perde) yukarıya Peh’e (ağız) doğru yükselmeye başlar. Perdenin yükselmesi ışıkların Partzuf’tan ayrılmasına ve ağızdan yukarıya doğru yükselmesine neden olur.

Partzuf’un içine kabul edilmeyi isteyen Or Makif, taburda bulunan Masah’ın üstüne hüküm sürer. Aynı zamanda Or Pinimi perdenin üzerine içten hüküm sürer. Bu iki ışık ışığın yayılmasını engelleyen perdeyi yok etmek istemektedir. Perdenin üzerindeki baskılarına Or Makif ve Or Pinimi’nin dövmesi (Bituş) denir.

Bu iki ışık perdeyi Tabur’un (Göbek) üzerinde iter ve bu ışığın Partzuf’a alınmasını engeller. Perde’nin Tabur’dan Sium’a (son kısım) inmesini istemektedir çünkü böylelikle Or Makif’in tümü Kli’nin içine girebilir.

Bu durum ev sahibinin sunduğu yemeklerden sadece bir kısmını alan misafirin durumuna benzer. Aldığı miktarla zevk alır ve bu onu güçsüz bırakır, çünkü alamadığı zevkin büyüklüğünü hisseder. Bunun sonucu olarak Perde Tabur’dan Peh’e geri döner ve ışık kap’tan boşaltılır. Işık Peh’den Patzuf’a girdiği gibi ayrılırken de Peh’den ayrılır.

Işığın yukarıdan aşağıya doğru yayılmasına, Peh’den Tabur’a, “Taamim” (tatlar) denir. Işığın Partzuf’tan ayrılmasına da “Nekudot” (noktalar) denir. Işık Partzuf’tan ayrıldıktan sonra, Partzuf’ta damgası kalır, buna “Reşimo” (damga) denir: Orot Taamim’in izleri ve Orot Nekudot’un izi. Taamim’in bıraktığı ize “Tagim” (taçlar) denir.

Nekudot’un bıraktığı ize “Otiyot” (harfler) denir.  Işığın yayılması ve sonra ayrılması bir alıcı yaratır. Alıcı zevk hissettikten ve sonra bu zevkten mahrum kaldığından, bu haz için samimi bir arzu doğar, çünkü ışık ayrıldıktan sonra kabın içinde o mutluluğun izi kalır. Bu hazzın izi Nekudot ve Taamim’denir.

Alıcı ışıktan mahrum kaldıktan sonra geriye kalan iz bir arzu oluşturur, alıcının özlemi ve arayışı. Dolayısıyla Otiot dediğimiz ışığın ayrıldıktan sonra bıraktığı iz başlı başına bir alıcıdır. Kısıtlamadan önce dördüncü safha daha önceki dört safhanın tümünden ışık alır çünkü Yaratan’ın özünden gelen ışık 0-1-2-3-4 safhalarından geçerek gelir.

Dolayısıyla kendi içinde 5 safha vardır. Dördüncü safhanın her bir derecesi ışığı ona ters olan ve ona karşı olan safhadan alır: 4. safhanın kaynağı, 4. safhanın Or Yehida kaynağından alır;  4. safhasının 1. derecesi 1. safhadan alır; Or Haya – 4. safhanın 2. derecesi 2. safhadan alır; Or Neşama 4. safhanın 3. derecesi – 3. safhadan alır; Or Ruah 4. safhanın 4. derecesi – 3. safhadan Or Nefeş alır. Sadece 4. safhanın 4. derecesine gerçek yaratılan varlık denir – zevk alma arzusunu kendisine ait olarak hisseder.

Çünkü 4. aşamanın diğer safhaları alma arzusu değillerdir; bunlar 4. aşamanın ondan önce gelen sıfırdan üçe kadarki aşamalardan aldığı arzulardır. Bu yüzden sadece 4. aşamanın 4. safhası Yaratılan varlık olarak kabul edilir! 4. aşamanın içinde bulunan 0-3 arası safhalar Yaratan’dan kaynaklanan Alma Arzularıdır. Bundan sonra tüm Manevi dünyalar ve bu dünya onlardan oluşur.

Tüm dünyalarda bulunan her şey: cansız objeler, bitkiler, hayvanlar ve insanlar bağımsız alma arzusuna sahip olmayan varlıklardır ve tıpkı robotlar gibi Yaratan’ın onlara verdiği doğal arzularla hareket ederler. Ve sadece bir kişi Maneviyata yönelik bir arzu edinirse, bu dünyanın sınırlarının ötesinde bir arzu, kişi o zaman doğasını aşar ve edindiği perde kadar bağımsız olur!

Kendi rızası için alma arzusu sadece 4. aşamanın 4. safhasından doğar. Ve sadece kendisini alıcı olarak hisseder. Ancak 4. safha ışığı almayı kısıtlama kararı aldıktan sonra, ışık 4. aşamanın tüm 5 safhasından kaybolur çünkü sadece 4. aşamanın 4. safhası ışığı alır. 4. safhanın içinde bulunan 0-3 arası safhalar sadece alma arzusunun gelişme safhalarıdır.

4. safhadan sonra ışığı alma kararı verdiğinden bu arzu 0-3 aşamaları içerisinde 4. safhada gelişerek Mutlak potansiyeline 4. safhanın 4. aşamasında ulaşmıştır. Bu yüzden sadece bu safhada Yaratılan varlıktır, aynı zamanda 4. safhanın 0-3 aşamalarından da ayrılmıştır.

Ayrıca Tzimtzum’dan sonra (sınırlama) bu Malkut kendi içerisindeki 5 safhasına ışığı Masah’ı boyunca alır, bu 5 ışık Malkut’un 5 safhasına girer. Ve buna Partzuf’un Toh’u (iç kısmı) denir. Işıkların Peh’den Toh’a giriş sıralaması az olan ışıklardan fazla olanlara doğrudur. Ve bu ışıklara verilen isimler şöyledir: Nefeş, Ruah, Neşhama, Haya ve Yehida – kısaca NaReNHaY denir.

Işıkların Partzuf’a Girişi

Işıkların Partzuf’dan Çıkışı

Malkut’un 5 safhasına 0-1-2-3-4 denir. Kısıtlamadan sonra Perde vasıtasıyla bu kısımlara ışık girince bunlara Sefirot denir, çünkü ışık içlerinden parıldar, Sefira kelimesi safir kelimesinden gelir ve ışıldamak olarak anlam ifade eder. Dolayısıyla 0-4 safhaları yerine şimdi bu Sefirotların isimlerini kullanmaya başlarız: Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin, Malkut. Işıkların ayrıldığı zaman bıraktıkları damgalara harfler denir.

Yud harfinin uç noktası, yud – hey – vav – hey

5 ışık olan Nefeş – Ruha – Neşhama – Haya – Yehida, 5 Sefirot olan Keter-Hohma-Bina-Zer Anpin-Malkut’tan ayrıldıktan sonra, 5 damga yada 5 harf geriye kaldı: Yud harfinin ucu – Yud – Hey – Vav – Hey.

Bu harflerden manevi kitapların nasıl yazıldığını sabah derslerinde çalışmaktayız. Manevi kitaplarda yazılanlar bu harflerden oluşmuştur.

Sanıyoruz i manevi kitaplarda tarihi olaylar, ancak Zohar kitabında şöyle yazar: “Yazılanların hepsi Yaratan’ın isimleri.” Şöyle ki tüm yazılanlar bizlere ya alıcının içinde bulunduğu tüm hallerden ya da alıcının hareketleri anlatılmakta.

Kabala manevi kitaplarda olan bilgilerin aynısıdır sadece farklı bir dilde yazılmıştır. Kabalistler edinimlerini anlayabileceğimiz şekilde anlatabilmek için farklı diller oluşturdular.

Bu yüzden manevi anlatımlar için bir kaç dil vardır: Tora’nın dili, Aggada, Talmud ve Kabala anlatım yerlerine göre bu diller farklı yerlerde kullanılır.

ÖĞRENCİLERE

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 3:05 am

Yaratılan varlığın bağımsız olması için yaratandan tümüyle bağlantısız olması gerek, yani yaratanı hissetmemesi lazım. Bunu nedeni ışığın Kli’den daha yüce olmasıdır ve Kli’nin içinde ortaya çıktığında Kli’yi kontrol eder ve arzusunu tayin eder.

Dolayısıyla yaratılan varlığın bağımsız olması için öyle bir koşulda doğmuş olması gerekir ki ışık tümüyle gizli kalsın, böylelikle kişiyi tümüyle maneviyat hissinden ve yaratanın varlığı hissinden mahrum bıraksın. Bu koşul yaratılan varlığı yaratandan en uzak seviyede yaratarak oluşur. Bu uzak yere “Olam Hazeh” (bu dünya) denir.

Buna ek olarak, yani yaratılan varlığın bağımsızlığı, üst ışıktan etkilenmeyişine ek olarak hem güçsüz hem de içinde bulunduğu koşulu idrak edememekte, yani gerçeği ve gerçeğin nedenini.

Dolayısıyla yaratan yaratılan varlığın doğumu ve gelişimi için bir ortam yaratmalıdır:

1) Işığını kısıtlayabildiği dereceye kadar kısıtlamak, Tızimtzum (kısıtlama) arkasına Tızimtzum. Bu şekilde yukarıdan aşağıya seviyeler oluşturulmaktadır, “Eyn sof” (sonsuz) seviyesinden ki bu yaratana yakın yerdir, aşağıya doğru “bu dünyanın” seviyesine, yaratandan en uzak noktaya. Bu oluşuma dünyalıların ve Partzufimin açılımı denir.

2) Böyle bir koşul yaratılan varlık için hazırlandıktan sonra, yaratılan varlığın içinde bulunduğu halden yukarıya doğru yaratanın seviyesine çıkabilme olasılığını oluşturma koşulunu hazırlamak da gerekmektedir. Bu nasıl mümkündür? Tızimtzum Rişon’dan (birinci kısıtlama) sonra Or (ışık) küçük bir Kli’ye ulaşamaz ve giremez! Sonuç itibariyle, yaratan insan için “segulah” (şifa) yarattı – daralmış bir Kli’yi bile saran ve aydınlatan Or Makif’i (saran ışık).

Rav Aşlag bu şifayla ilgili 10 ışığın çalışmasına giriş adlı kitabının 155. paragrafında bahsetmekte:

“Buna göre kişi sorabilir: ve böyle ise neden kabalistler bütün insanların kabala ilmini öğrenmesi gerektiğini söylerler? Elbette burada çok önemli bir konu var ve açıklanması gerekir: Kabala çalışanlar için ölçülemeyen ve muhteşem bir şifa vardır ve kişi ne çalıştığını anlamayabilir ancak arzu ve anlama isteğinin gücüyle ruhlarını saran ışığı canlandırırlar.”

Bu demektir ki yaratana yakınlaşmak isteyen her kişi sonunda yaratanın baştan düşündüğü tüm yaratılanlara iyilik yapma niyetini gerçekleştirip, tüm muhteşem anlayışa sahip olması, kesindir.

Ancak bu hayatında buna ulaşamayan bir kişi sonraki reenkarnasyonlarında ulaşır- ta ki yaratan onun için planlayıp niyet ettiği şey gerçekleşene kadar.

İnsan mükemmellik seviyesine ulaşamadığı sürece insana ulaşması gereken ışıklara saran ışıklar denir. Bu demektir ki bu ışıklar kişinin yanında hazır olarak durmakta, ancak kişinin alabilmesi için Kli’sini geliştirmesini bekler ve o noktada gelişen Kli’nin içerisinde Kli’yi doldurur.

Dolayısıyla insan, alıcıdan mahrum olunca ve Kabala kitaplarını çalışıp ışıkların ve alıcıların kendi ruhunun özelliklerine göre okuduğu zaman bu ışıklar kişiye belli bir derecede ulaşır ancak ruhunun içinde yer almadan gelir, çünkü henüz nitelenmiş bir alıcı daha oluşmamıştır.

Kişi çalışmalarına devam ettikçe bu ışıklardan faydalanır ve kişiye ıslah getirir ve bu insanı mükemmelliğe doğru çeker.

Ancak çok kesin ve katı bir koşul vardır, kişi bu kitapları çalışırken insansal karakteristikleri insansal olmayan objelerle ilişkilendirmemelidir ve aklında fiziksel maddeleri hayal etmemelidir. Zira “kendinize put veya resimler yapmayacaksınız” emrine karşı gelinmiş olur ve bu kişiye fayda yerine zarar getirir.

Buradan ortaya çıkan şey şu ki Kabalayı doğru çalışmak ancak kişiyi hayatının amacına ulaştırabilir. Ve bunu tüm kabalistler bu şekilde yazmaktadır.

Bu bir şifadır – ve bunun yardımıyla herkes bu dünyanın seviyesinden maneviyata doğru yükselebilir: sadece saran ışığın yardımıyla. Eğer bu koşul olmasaydı içinde bulunduğumuz şu anki seviyeden yükselmemiz mümkün olmazdı, çünkü Kli’yi ihsan etmenin tek yolu ışıktır. Zira bu egoistik dünyaya ışık gelemez!

Kabalayı çalışan bir öğrencinin konuları daha iyi anlayabilmesi için deyimler ve sözlükler oluşturulmuştur. Kişinin çalışma sürecinde konuyu ne kadar derinden anladığı esas koşul değildir, ama manevi gerçeğidir. Kişi sadece zihinsel anlama yönünde değil aynı zamanda manevi ilerleme kaydetmelidir.

Çalışmanın amacı Yaratana yakınlaşmaktır ve bu koşul öğrencinin aklından hiç çıkmamalıdır çünkü Kabalistler edindiklerini bizlere bu yüzden aktarmışlardır, bilim adamları gibi çalışıp doğanın varlığını öğretmek için değil.

Bu yüzden öğrenci deyimlerin açıklanışını çok iyi anlamaya çalışmalıdır ve böylelikle Kabala ile ilgili farklı anlamlar çıkarmasına engel olunur.

Öğrenci ancak okuduğu tüm kelimeleri nasıl açıklayacağını bilirse kutsal kitapları okuyup çalışabilir. Yoksa Kutsal kitaplarda yazılan her şeyi hikaye ya da tarihsel olaylar olarak anlar zira kutsal kitaplar maneviyatı edinmiş özel kişiler tarafından yazılmıştır ve içlerinde gizlenmiş olan üst ışığı taşırlar.

Bir kabalist maneviyatı edindiği zaman hisleri ile yaşar, tıpkı bizlerin fiziksel olayları fiziksel duyularımızla yaşayıp hissettiğimiz gibi. Ancak manevi boyuttaki objeler fiziksel dünyadaki objelerden tümüyle farklı olduğundan yaşadıklarını anlatabilecek sözler yoktur.

Tıpkı fiziksel dünyada olduğu gibi. Burada da gerçek anlamıyla hislerimizi açıklayamamaktayız, sadece bize yardımcı olabilecek kelimeleri kullanarak açıklamaya çalışabiliriz. Dahası bunları nasıl ölçeceğimizi bilmemekteyiz ve kıyaslayamamaktayız. Kabalistik kitaplar “Dalların dili” denilen özel bir dille yazılmışlardır: kelimeler bu dünyadan alınmıştır ve onların yardımıyla manevi fikirleri açıklamak mümkündür.

Manevi dünya “Gerçek” bir yerdir ve burada güçler ve hisler var olup bir beden olmadan hayvansal, bitkisel ve insanların olmadığı bir koşulda hareket ederler. Dolayısıyla manevi konuları doğru olarak aktarmak çok zordur ve her zaman bunları yenileyerek yorumlamanın yolunu bulmak durumundayız. Zira maneviyatla bir ilişkimiz olana kadar okuduklarımız hiçbir anlam veremediğimiz sözlerden ibarettir.

Bazı “Kabalistler” insanın bedeniyle manevi alıcının arasında bir nevi ilişki olduğunu öğretme hatasını işlerler, sanki manevi alıcı insanın bedeninde kılıflandırılmış gibi ve her fiziksel organ manevi bir organmış gibi. Bu tür “Kabalistler” bu kavramlardan insanın fiziksel hareketler yapması ve bunların arkasında sanki manevi bir kavramla manevi bir davranış yaptıklarını sanmaktadırlar.

Hataları şuradan kaynaklanmakta, kabalistler kitaplarını yazdıklarında yukarıda bahsettiğimiz dalların diliyle yazdılar ve bizim dünyamızdan kelimeler kullanarak manevi kavramlara işaret ettiler.

Bu nedenden dolayı, mutlak bir yasak vardır “Kendine heykel veya resimler yapma” ve bu emir maneviyatı ya da Yaratan’ı herhangi bir fiziksel şekille kıyaslamamak içindir! Yasak olmasının nedeni bu dünyada kişinin Yaratan’a ya da maneviyata zarar vereceğinden değil ama bu emre karşı gelen bir insan asla maneviyatı anlayamaz!

Dolayısıyla Kabala ilmindeki temel kavramlar; “yer”, “zaman”, “hareket”, “görkemlilik eksikliği”, “beden”, “vücudun parçaları ya da organları”, “çiftleşmek”, “öpmek”, “sarmak” – öğrenci tarafından çalışıldığında sürekli gözden geçirilmeli ta ki her kavramın kendi içerisinde doğru hissini edinene kadar.

Bizim Tavsiyemiz:

1-  Kabala konusundaki Zohar, Ari’nin yazıları, Rav Aşlag’ın yazıları dışında tüm kitapların terk edilmesi.

2- Bazı kabalistlerin “Beden” kelimesi yazan yerlerde fiziksel bedenimizle ilişkilendirmeleri kabul etmemeleri. Dolayısıyla öğretilerinde kişinin merhametinin sağ elinde ve gücünün ise sol elinde olduğu, hatalı öğretilerden ve kabalistlerin anlattığı şeylerle “kendinize heykel yapmayın” sözlerine çelişkili davranan kabalistleri kabul etmemek.

Peki, Neden Bu Şekilde Açıklıyorlar?

1. Çünkü kendileri anlamamakta.

2. Ve eğer gerçekten manevi güçlerle beden arasında direkt bir ilişki olsaydı (ki kendisine “Kabalist” diyen insanlar buna inanmak istiyor), bununla insana hayatlarında nasıl başarılı olabileceklerini ve bedenlerini nasıl iyileştirebileceklerini öğretmeleri mümkün olurdu. Ve dolayısıyla böyle bir tavsiye için pazarda insanlardan büyük ücret talep edebilirlerdi.

Şu bir gerçektir ki insanı kabala ilmine çeken şey daha büyük başarı edinmek ümididir. Her birimiz zevk alma arzusundan yaratıldık ve bu noktadan başlarız, başkaları hayatlarında hiçbir şey edinmemişken ve edinmiş hayali altında yaşarken, kişi doğru yönlendirme ile sonsuzluğu edinebilir.

Aynı şekilde Kutsal Kitapları sanki tarihsel bir hikâye olarak anlatan kişi de Zohar kitabına aykırı davranmaktadır, zira Kutsal Kitapların hepsi Yaratan’ın isimlerinden oluşmaktadır ve bu kelimelerin hepsi kutsal olup bu dünyaya ve insana referans vermemektedir.

Atzilut seviyesinde Kutsal Kitaplardaki tüm isimler, Firavun ya da Balak gibi kötü insanların isimleri bile kutsaldır. Örneğin, Kutsal Kitabı okumaya çağrılan bir kişi kitabı öperek başlar ve bu isimler üzerine yanlışlıkla dudaklarını koyup koymadığına dikkat etmez ve Zohar kitabında da tüm bu isimlerin manevi seviyeleri temsil ettiği yazılıdır. Mesela Firavun Malkut’u temsil etmektedir ve Lavan erdemliliğin yüzünü.

REŞİMO (İZ, İZLENİM, ANI)

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 3:00 am

Bir insanın bir hareketi doğru bir şekilde yapabilmesi için aşağıdaki koşulların yerine getirilmesi gerekir:

·         Tam olarak ne başarmak istediğini bilmeli,

·         İstediği şeyi nasıl elde edeceğini bilmeli,

·         Başarmak istediği şeye ulaşabilecek güce sahip olmalı.

Ancak istediği şey belirgin değilse, ya da ne yapması gerektiğini bilmiyorsa, ya da bunu yapacak yeterli gücü yok ise kişinin başarılı olması mümkün değildir.

Bu hem fiziksel hem de manevi dünya için geçerlidir çünkü fiziksel dünya ile Maneviyat arasındaki tek fark arzunun mutluluk duyulması için nasıl kullanıldığıdır.

Yaratan dışında sadece bir tane Yaratılan vardır – mutlu olma arzusu -. Dolayısıyla Yaratılışta olan her şey ya ışıktır ya da mutluluk, kab (Kli) ya da mutlu olma arzusu. Bu yüzden yapılacak herhangi bir doğru hareket her ikisiyle ilgili bilgi barındırmalı: ışık hakkında bilgi ve kab hakkında bilgi. Yani, manevi bir algı içerisinde olabilmek için bu iki şey hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.

Bunun nedeni manevi diyarda iki genel kavram vardır: ışık ve kab. Dolayısıyla kabın bir önceki haliyle ilgili olarak arkasından iki çeşit iz bırakır: geçmişle ilgili anılar ve bilgi, buna “Reşimot” (İzlenim) denir. Dolayısıyla her kab içerisinde her zaman iki tane Reşimo (Reşimo: Reşimot’un tekil hali) hem ışıktan Reşimo hem de kabdan Reşimo.

Işıktan kaynaklanan Reşimo kabın içine girip sonradan kabdan ayrılan ufak bir bölümdür. Kaba ait Reşimo ise kabın orijinal halinde iken sahip olduğu ama şimdi azalan perdesinin gücüdür. Dolayısıyla, şimdiki perdenin gücü kabın daha önce sahip olduğu perdenin gücü değildir, şu anda ise şimdi sahip olduğu perdenin gücüyle ilgili bilgi kabda kullanılabilir.

Dolayısıyla her kabda her zaman:

a.                 Kabın içinde olan ışığın Reşimo’su

b.                 Kabın sahip olduğu perdenin Reşimo’su

Bu her iki Reşimo tek bir Reşimot olarak kabul edilir. Herhangi bir davranışı yapabilmek için bu Reşimot’un kabda olması bir gerekliliktir. Zira eğer bir önceki hareketten sonra kab’da Reşimo kalmasaydı, kab ne isteyeceğini ve istediğini nasıl elde edeceğini bilemezdi. (bu durumu hafıza kaybı olup önceden ne yaptığını bilmeyen bir insana benzetebiliriz. Tüm davranışlarının karışık ve amaçsız olduğunu görürüz.)

Yaratılışın baştan sona geçirdiği tüm süreç Eyn Sof’un Malkut’unun çeşitli halleridir ve Or Makif (Saran Işık) vasıtasıyla zincirleme hallerden geçerken, içinde bir önceki haliyle ilgili Reşimo uyandırır. Bu Reşimo bir önceki halinden sonra içinde kalır.

Dördüncü safha ışıkla doludur ve kendisini alan olarak hisseder ve ışığı kısıtlama kararı verir. Işık ayrılır. Malkut içerisinde ışığın olduğu zamandan Reşimo kalır. Kısıtlamadan sonra ışık tekrar gelir. Malkut sadece Yaratan’a ihsan edebilme niyetiyle alabileceği kadar alma kararı verir. Bu hesaplama için şu bilgiyi kullanır:

Bir önceki halin ihsan etme için alma arzusunun Reşimo’su. Bu Reşimot’a göre Malkut, Roş’ta (Baş-Kafa) hesaplamayı yaptıktan sonra, almaya karar verdiği miktarı Guf’a (Beden) alır. Kab almaya karar verdiği miktar kadar ışığı aldıktan sonra, Or Makif perdeye baskı yapar ve arındırır. Perde tekrar peh’e (Ağız) döner ve Partzuf boşalır.

Perde, Partzuf Galgalta’nın Peh’ine Tabur’dan yükselince, iç ışık (Or Pinimi) Galgalta’dan ayrılır ve Guf’un perdesinde arkasından ışıkla ilgili Reşimo bırakır. Ancak Masah’ın gücüyle aldığı ışığa ait Reşimo geride kalmaz. Bunun nedeni Perdenin ışığı kısıtlama kararı almasıdır, böylelikle kendi gücünü geçersiz kılıp Reşimo’yu silmiş olur. Dolayısıyla bir önceki perdeye ait Reşimo kaybolur.

Perde tekrar Peh’te (Ağız) olduğundan üst ışığın kendisine alma isteği ile yaptığı baskıyı hisseder. Bu noktada tekrar Malkut’ta ışığı ihsan etme amacıyla alma arzusu doğar ancak bu yeni bir Reşimotladır.

Özet: ışığa ait Reşimo – ışık kab’dan ayrıldıktan sonra ışıktan geriye kalan bir parçadır. Ve bu ikinci Partzuf’un doğumunun tohumu ve köküdür. Ve bu şekilde ışıklar üst dünyalardan aşağıdaki varlıklara uzanır. Şöyle ki gelişimin etkeni sadece Reşimo’nun vasıtasıyladır.

Reşimottan Doğan Partzufim(Partzuf’un çoğulu) ve Olamot (Dünyalar)

Olam Adam Kadmon:

Partzuf Keter – Galgalta – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu – 4.

Partzuf Hohma – A”B– Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu – 3.

Partzuf Binah – SA”G – Işığın Reşimosu – 3, Kabın Reşimosu – 2.

Partzuf Zer Anpin – MA”H – Işığın Reşimosu – 2, Kabın Reşimosu – 1.

Partzuf Malkut – BO”N – Işığın Reşimosu – 1, Kabın Reşimosu – 0.

Partzuf Nekudot de SA”G – Işığın Reşimosu – 2, Kabın Reşimosu – 2.

Olam Nikudim:

Partzuf  Katnut ( Küçüklük) – Işığın Reşimosu – 1, Kabın Reşimosu – 0.

Partzuf  Gadlut ( Büyüklük) – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu – 3.

Olam Atzilut:

Partzuf Keter – Atik – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu – 4.

Partzuf Hohma – Arih Anpin (A”A) – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu -3.

Partzuf Binah – Aba ve Ima (AV”I) – Işığın Reşimosu – 3, Kabın Reşimosu – 2.

Partzuf Zeir Anpin – Zeir Anpin (Z”A) – Işığın Reşimosu 2, Kabın Reşimosu 1.

Partzuf Malkut – Nukvah – Işığın Reşimosu 1, Kabın Reşimosu 0.

Olam Briya:

Partzuf Keter – Atik – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu – 4.

Partzuf Chochma – Arih Anpin (A”A) – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu -3.

Partzuf Binah – Abba Ve Ima (AV”I) – Işığın Reşimosu – 3, Kabın Reşimosu – 2.

Partzuf Zeir Anpin – Zeir Anpin (Z”A) – Işığın Reşimosu 2, Kabın Reşimosu -1.

Partzuf Malkut – Nukvah – Işığın Reşimosu 1, Kabın Reşimosu – 0.

Olam Yetzira:

Partzuf Keter – Atik – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu – 4.

Partzuf Chochma – Arih Anpin (A”A) – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu -3.

Partzuf Binah – Abba Ve Ima (AV”I) – Işığın Reşimosu – 3, Kabın Reşimosu – 2.

Partzuf Zeir Anpin – Zeir Anpin (Z”A) – Işığın Reşimosu 2, Kabın Reşimosu -1.

Partzuf Malkut – Nukvah – Işığın Reşimosu 1, Kabın Reşimosu – 0.

Olam Asiya:

Partzuf Keter – Atik – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu – 4.

Partzuf Chochma – Arih Anpin (A”A) – Işığın Reşimosu – 4, Kabın Reşimosu -3.

Partzuf Binah – Abba Ve Ima (AV”I) – Işığın Reşimosu – 3, Kabın Reşimosu – 2.

Partzuf Zeir Anpin – Zeir Anpin (Z”A) – Işığın Reşimosu 2, Kabın Reşimosu -1.

Partzuf Malkut – Nukvah – Işığın Reşimosu 1, Kabın Reşimosu – 0.

Dünyaların Perdesinin Reşimotunun Bayağılığı

Olam Keter – Olam Adam Kadmon – 4

Olam Hohma – Olam Atzilut – 3

Olam Binah – Olam Briya – 2

Olam Zer Anpin – Olam Yetzira – 1

Olam Malkut – Olam Asiya – 0

Olam Asiya’dan sonra hiç Reşimot kalmadı. Olam Atzilut’un Malkut’u Partzuf AV”I’ye yükselir ve yeni bir Partzuf doğurur. Bu Partzuf’a “İlk İnsan” ya da “Adam Kadmon” denir. Kırılan en küçük kab’da ki en küçük Reşimo kişinin maneviyata olan özlemidir ve “kalpteki nokta” olarak adlandırılır. Bu Reşimot dünyamızdaki bazı insanların içerisinde yer alır ve kişi onları ışıkla doldurana kadar kişiyi rahat bırakmaz.

Var oluşun yukarıdan aşağıya olan sürecinde kişinin aşağıdan yukarıya çıkacağı seviyeler oluşturulmuştu. Dolayısıyla insan herhangi bir manevi basamağa ulaşınca içinde üst seviyeden kaynaklanan Reşimot ortaya çıkar ve insan bu şekilde maneviyatın basamaklarından yukarıya çıkar.

Ayrıca bizim dünyamızda var olan bir insana açılan Reşimot vardır. Ve aynı şekilde kişiye kapalı olan Reşimot vardır; kişi bu Reşimotla çalışarak bizim dünyamızdan manevi dünyaya yükselir.

PARTZUFİM’İN (PARTZUFLAR’IN) DOĞUŞU

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 2:56 am

Dördüncü aşama doğup tüm ışığı aldığında “Sonsuzluğun (Eyn Sof) Malkut’ (Krallığı)” denir. Buraya Malkut denir çünkü buraya alma arzusu hüküm etmektedir. Eyn Sof (“Sonu Olmayan”) denmesinin sebebi de hiç bir kısıtlama olmadan almasından kaynaklanır, ışığı alışında bir son olmamasından.

Malkut yaratılan tek varlıktır. İçinde bulunduğu tüm diğer hallere “Olamot” (Dünyalar) denir, bu kelime “alama” kelimesinden türetilmiştir ve İbranice’de gizli anlamındadır. Malkut’un içinde bulunduğu tüm koşul ve haller ışığın Malkut’a gizli olarak Yaratan’dan gelmesinden kaynaklanır. Malkut’un kendisi ışığı gizlemektedir ve perdesi zayıf olduğundan az bir miktar ışık alır.

Dördüncü safha ışığı alır almaz ışığın Yaratan’dan geldiğini hisseder, veren’i. Yaratan’ı hissetmesiyle kendisinin aldığını hisseder. Bu koşuldan Malkut çok büyük bir hüzün hisseder ve bir daha asla alıcı konumuna gelmek istemez. Ve içinde bulunduğu hal özgür irade ve arzudan kaynaklandığından gelecekteki koşulları da içerir, dolayısıyla Malkut gelecekte kendi için bir miktar ışık almak istese bile bunu yapmakta başarılı olamaz çünkü daha önce aldığı karar tüm Malkut’a hüküm eder.

Gelecekte Malkut’un değişik birçok ek kararları olacak ve her defasında aldığı karar o an ve sonrası halleri kapsayabilir daha önceki koşulları bu karar etkilemez. Bunun nedeni seviyelerin yukarıdan aşağı doğru inmesindendir – mükemmelden daha az mükemmele doğru. Dolayısıyla her yeni karar o seviyenin zayıflığından kaynaklanır ve bu yüzden her karar ek bir kısıtlamadır. Her karar gücü en sınırlı olan şey üzerinde etki eder daha yüksek olan konumları değil, yani daha bütün halleri etkilemez.

Malkut’un alıcı olmama kararı aldığı koşulları içeren Olam Eyn Sof’da (Sonu Olmayan Dünya) kendisinden ışığın tümünü boşaltır ve boş kalır, bu duruma “Olam Tizimtzum” (Sınırlama Dünyası) denir. Işık Malkut’un talebine uymak zorundadır, zira Yaratan’ın arzusu yaratılanlara mutluluk vermektir. Dolayısıyla manevi boyutta hiç bir zorlama yoktur. Ve eğer bizim dünyamızda da zorlama görürsek bu ilahi taktir tarafından gelmemektedir!

İlk sınırlamadan sonra kısıtlanan Malkut’tan geriye Reşimot (izlenimler- hatıralar) kalır:

1.      orada var olan ışıktan alınan mutluluk

2.      hissettiği hüzün ve bu hüzün ışığı reddetmesine neden oldu

İlk kısıtlamadan sonra ışık tekrar Malkut’a geri döner, tekrar onu doldurmak istemektedir, zira Yaratan’ın yaratılanlara mutluluk verme arzusu sabittir. Ve sadece bu düşünce yaratılışın tüm safhalarında işler! – bizlere olanlar iyiliğimiz için değilmiş gibi gelse de.

Malkut, Partzuf’un Roş’una (Baş ya da başlangıç noktasına) yükselir, Yaratan’ın niyetini hisseder, tıpkı misafir ve ev sahibi örneğindeki gibi. Malkut eğer Yaratan’dan bir şey almazsa O’nun kendisine verdiği şekilde Yaratan’a bir şey vermediğini görür. Tüm bunlardan Malkut bir karar verir, sadece Yaratan’a fayda sağlamak için Yaratan’ın kendisine vermek istediğini almaya karar verir.

Malkut Reşimot’un yardımıyla tam olarak kesin bir hesap yapabilir: Kendisini mutlulukla dolmuş hissinin Reşimot’u, buna “Hitlabşut’un Reşimot’u” denir (ışığın kendisini giydirdiği kıyafetin izlenimi), şimdi sahip olduğu perdeyle ışığın girdiği kıyafetin Reşimot’unu karşılaştırır. Bu durumdan bir karara varır: ne kadar mutluluk duyabilme hakkına sahip ki, aldığı zevk sadece Yaratan’ı mutlu edebilsin.

Yukarıdaki ışığı ne kadar alacağına dair verdiği karardan sonra, Malkut önündeki ışıktan o miktar kadar roşuna alır. Bu ışığa “Ta-amim” (Tatlar) denir. Aldığı ışığın miktarı Partzuf’un Guf’una (Partzuf’un bedeni) girişi sona erdikten sonra, ışığı alan perde ışığın “Toh’da” (Partzuf’un iç kısmı) yayılmasını durdurur. Perde ışığın devam etmesine izin vermez zira Malkut kendi zevki için olmadan alabileceği maksimum ışığın ne kadar olduğuna karar vermişti. Ve eğer daha fazla alırsa sadece kendisi, kişisel zevki için olmuş olur.

Dolayısıyla perdenin durduğu yerde ve daha fazla almadığında, Malkut tekrar ışık tarafından ışığı alması için baskı hisseder. Bu seviyeye “Tabur” (göbek) denir. Eğer Malkut daha fazla ışık alırsa, bu sadece kendi zevki için olur. Dolaysıyla ışığın hepsini durdurmaktan başka seçeneği yoktur. Tüm kararlar her zaman Partzuf’un Roş’unda olur, sonradan bedende harekete geçer, dolayısıyla bu noktada: Roş’da ışığı almama kararından sonra, perde tabur’dan Peh’e (ağız) yükselir ve ışığı Guf’dan dışarı atar.

Perde Peh’e şunlarla gelir:

1.      Partzuf’u dolduran ışığın Reşimotuyla.

2.      İçinde bulunan perdenin gücünü bundan sonra kullanmama kararıyla.

Partzuf’un Roş’unda ışıkla karşılaşmasından sonra perdede tekrar Yaratan’a ihsan etmek niyetiyle ışığı alma arzusu uyanır. Dolayısıyla EynSof’un Malkut’unda yeni bir Reşimo belirir. Bu Reşimo ve bir önceki Partzuf’da ki iç ışıktaki (Or Pinimi) Reşimo’da Masah çiftleşme (“Zivug”) oluşturur ve yeni Partzuf’u doğurur.

Her Partzuf’da 2 perde vardır:

1. İlki Peh’de sabittir ve kendisine gelip Partzuf’un Toh’unu doldurmak isteyen tüm ışığı geri çevirmek içindir. Bu perde ışığı geri çevirir ve bu şekilde ilk kısıtlamanın gerekliliğini yerine getirir.

2. Malkut, Yaratan’ın rızası ve O’na fayda sağlamak için alacağından emin olduktan sonra, ikinci perde devreye girer, “Masah HaMekabel” (alan perde) ve: ışığın ne kadarını ihsan etmek için alabileceğini tartar.

Karardan sonra, Masah Hamekabel (Guf’un perdesi) ışığı almaya başlar, Peh’den aşağı doğru inmeye başlar, ışık Partzuf’un Toh’una girer. Partzuf’un Toh’unda ki ışığın miktarı Roş’un Partzuf için verdiği kararın miktarına ulaşınca, Guf’a inen Masah almayı durdurur. Bunun nedeni Guf’da ki perdenin her zaman sadece Roş’da ki perdenin verdiği kararı uygulamasındandır.

Guf’un perdesi tekrar Peh’e döndüğü zaman, daha önce içerisinde olan ışığın izlenimi dâhil olarak döner. Ve tekrar Peh’de ki Masah’a dâhil olduğunda, tekrar Partzuf’un Roş’un da bulunan üst ışığın aldığı hazzı hisseder. Bu durumdan alma arzusu uyanır. Kendi üzerinde, Yaratan’ın kendisi için hazırladığı zevkleri alması için baskı hisseder, “Veren” olduğunu ve yaratılanın almasını istediğini hisseder.

Malkut kısıtlamadan sonra ne kadar alacağına dair bir hesap yaptı, o kadar aldı, ışığın gerisini almayı kesti. İç ışığın Reşimosu Peh’de bulunur. Şimdi bu Reşimo’nun yardımıyla Malkut bir sonraki sefer ne kadar ışık alacağına karar verir. Zira taburdayken 4. seviyenin bayağılığında almayı durdurma kararı verdi ve bu yüzden bu seviyenin bayağılığını hissetmemekte, sadece 3. seviyenin bayağılığını hissetmekte.

Dolayısıyla daha önce içinde olan ışığın Reşimosuyla ve 3. seviyenin bayağılığıyla Yaratan’dan, Yaratan’a ihsan formuyla ne kadar ışık alacağına karar verir. Bu hesaplama Roş’un perdesinde yapılır, ancak bayağılık seviyesi öncekinden daha az olduğundan, perde şimdi Peh’de değil ama Partzuf’un “Hazeh”’inde (göğüs) yer alır. Bunun nedeni Hazeh’in Peh’e nazaran, Guf’un 3. derece bayağılık seviyesinde olmasındandır; Peh – Aviut (bayağılık) 4, Hazeh – Aviut 3, tabur – Aviut 2, Yesod – Aviut 1 ve Partzuf’un sonu – Aviut 0.

Dolayısıyla Masah taburdan Peh’e yükseldikten sonra yeni bir Zivug yapmak için istek duyar ve Hazeh’e iner ve orada ne kadar alacağına karar verir. Bu hesaplama ikinci Partzuf’un Roş’unu doğurur.

Kararına açıklık getirdikten sonra, perde Peh’den aşağıya doğru ışığı almaya karar verdiği yere iner. Burası ikinci Partzuf’un taburu olacak. Boş kalan tüm kablar taburdan Partzuf’un sonuna kadar olan yerde bulunur. İkinci Partzuf’un sonu ve geriye kalan Partzufim, birinci Partzuf’un taburu altında yer alamaz çünkü birinci Partzuf’dan sonra gelen Partzuf’ların hiç birisinde 4. dereceden Aviut’un perdesi yoktur.

İkinci Partzuf oluşup Roş’da alabileceği miktara karar verdiği zaman taburdaki perdede saran ışıkla iç ışık arasında “Bituş” (dövme, çarpma, vuruş) oldu. Burada da, perde taburda kalamayacağını anlar, zira daha fazla alabilmesi için yeterli gücü yoktur ve eğer içinde bulunduğu koşulda kalmaya devam ederse yaratılışın amacına ulaşamaz.

Bu yüzden Masah kendisini arındırmak ve Peh’e yükselip ışığı Guf’dan reddederek kendisini arındırmak istedi. Burada da aynı şekilde perdede bir izlenim kalır. Bu daha önce Partzuf’u dolduran ışığın anısı. Peh’e geldiğinde Peh’de ki Masah’a dâhil olur ve tekrar Yaratan’ın rızası için ışığı alma arzusu uyanır, Malkut’un genelinde var olan bir Reşimo uyanır – 2. dereceden Aviut’un Reşimosu. Reşimo öncekinden daha az olduğundan, Masah bu Reşimo’ya endeksli olarak ikinci Partzuf’un Hazehine iner, Zivug yapar ve ışık alır.

Perdenin aldığı ışık miktarı üçüncü bir Partzuf oluşturur. Ek olarak bu Partzuf dışarı çıktıktan sonra, iç ve saran ışık arasındaki Bituş’dan dolayı arınır, perde Peh’e yükselir, sonra Hazeh’e iner ve 1. dereceden Aviuta sahip olan bir sonraki Partzuf’u doğurur. Benzer bir şekilde son Partzuf Aviut 0 derecesinde oluşur.

Or Yaşar: Direkt/ Düz Işık    Or Hozer: Geri Yansıyan Işık Or Makif: Saran Işık

Or Pinimi: İç Işık          Roş: Baş/ Kafa Kli: Kab           Masah: Perde              Guf: Beden

VAR OLUŞUN GENELİ

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 2:49 am

Kısıtlamadan sonra bir dizi Partzufim (Partzuf kelimesinin çoğulu) oluştu. Her Partzuf Malkut’tan farklı bir perdeyle ayrıldı. 4. safhanın bayağılığını kaldırabilecek güçte bir perdeyle oluşan ilk Partzuf’a Galgalta denir.

Partzuf Galgalta’dan sonra Partzuf A”B oluştu ve 3. dereceden bayağılığı kaldırabilecek perdeye sahiptir. Partzuf SA”G sonra gelir ve ışığı ancak 2. derece bayağılık seviyesiyle alacak güçte bir perdesi vardır. Sonrasında Partzuf M”A oluşur ve 1. seviyeden bayağılıktaki ışığı alacak güce ancak sahiptir. En son olarak Partzuf BO”N doğar ve sıfır (kök) seviyesinin bayağılığında bir perdeyle ışık alabilir.

Partzufim’in isimleri aldıkları ışığın kalitesine ve miktarına göre verilmiştir. Malkut yaratılan tek varlık olduğundan, 5 safhada geliştirilmişti (her aşamada özel ve tek bir aldı), dolayısıyla oluştuktan sonra kendisinden önce gelen tüm aşamalardan ışık alır ve kendi içinde önceki tüm safhaları dâhil eder.

Bu nedenle Eyn Sof’un Malkut’u (sonu olmayan krallık) da içinde arzunun 5 ifadesini barındırır: sıfır safhasının küçük arzusundan 4. safhanın büyük arzusuna kadar. Malkut içerisine sonu olmayan ve sınırsız ışığı alır. Sınırlamadan sonra Malkut ışığı sadece Yaratan’a yönelik ihsan edebileceği miktar kadar alma kararı verir.

Bu şekilde ışığı alması doğal olan arzusuna ters olduğundan ışığı sınırsız bir şekilde bir defada alamamaktadır, dolayısıyla ışığı küçük miktarlarda almaya karar verir ve böylelikle sonunda tüm ışığı alıp ışıkla dolabilsin ve bu koşulda Yaratan’ın arzuladığı yaratılışın amacına ulaşabilsin.

Tıpkı Malkut gibi, Malkut’un her parçasında da alma arzusunun 5 bölümü vardır. Bunun nedeni arzunun oluşumundan önce her zaman 4 safhadan ışıkla gelişimi bir önkoşuldur. Dolayısıyla her Partzuf ya da kab aynı sabit yapıya sahiptir; bayağılığına göre 5 bölümden oluşan: Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin ve Malkut – aynı zamanda: Yud harfinin ucu, Yud – Hey – Vav – Hey olarak da adlandırılır.

Malkut 5 temel parçaya ayrılır ve bunlara Olamot (dünyalar) denir: Olam Adam Kadmon (A”K), Olam Atzilut, Olam Briya, Olam Yetzira, Olam Asiya. Her dünya da 5 Partzufime ayrılır: Atik, Arih Anpin (A”A), Aba ve İma (AV”I), Zer Anpin (Z”A), Nukva (dişil, Malkut).

Her Partzuf’un 5 Sefirot’u vardır – Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin, Malkut. Dolayısıyla Olam Haze’den (bu dünya) Eynsof’a (sonu olmayan) kadar 5×5 Partzufim mevcuttur. Ve her Partzuf’un 5 Sefirot’u vardır. Dolayısıyla tüm dünyalarda toplam 5×25=125 Sefirot ya da seviye bulunmaktadır.

Her seviyede: Sefira, ya da Partzuf, ya da Olam – Eyn Sofun Malkut’un da bulunan genel alma arzusunun bir parçasıdır. Perdenin gücüne göre arzu ışığı alabilmektedir. Var oluşta ki her parça, en küçüğü bile aşağıdakilerden oluşmuştur:

1.      Alma arzusunun 5 parçası (Ratzon Lekabel),

2.      Üzerinde bulunan perdenin 5 parçası,

3.      Perde vasıtasıyla alınan ışığın 5 parçası.

Dolaysıyla yaratılışın herhangi parçası arasındaki fark sadece sahip olduğu perdenin ölçüsüne bağlıdır. Perdenin büyüklüğü ışığın kalitesini ve arzunun içine giydirilmiş ışığın türünü tayin eder. Tıpkı fiziksel bedenimizde olduğu gibi, tüm fiziksel bedenlerin aynı parçaları vardır, aynı şekilde, tüm Partzufim aynı yapıya sahiptir ve aralarındaki fark neyle dolduklarıdır, kabın doluşu.

Partzuf 5 bölümden oluşur ve 5 genel harfle isimlendirilir (bu harfler İbranice alfabeden alınmıştır ve kabların isimlerini temsil eder): Yud harfinin ucu – Yud – Hey – Vav – Hey.

Bu harfler O’nun yaratılanları yaratmak için kullandığı bir şablon gibidir ve Yaratan’ın ışığıyla nasıl dolduğuna bağlı olarak yaratılan bu ışığın özelliğine benzer, yani ışığı nasıl yaşadığına bağlı olarak.

Bu yüzden kabın her adı Yaratan’ı nasıl ve ne denli yaşadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla Olam Hazeh’den Olam Eyn Sofa kadar tüm derecelerin kendi adı vardır. Ruhlar en alt seviyeden yükselmeye başlar, Olam Hazeh ve her defasında bir derece yükseldiğinde o seviyenin ışığını alır, yani o seviyenin adını alır.

Bu yüzden şöyle yazar; “herkes peygamber seviyesine ulaşmalı”, yani bu adı taşıyan manevi seviyeye. Şimdi tüm kutsal kitaplarda yazılanların sonuç itibariyle manevi seviyelerin isimleri olduklarını anlayabiliriz. Ve kutsal kitaplarda yazılan her şey sadece Yaratan’a nasıl yakınlaşılacağını bize anlatmaktadır, hatta bu yüzden “Tevrat’ın tümüne” Yaratan’ın isimleri denir ve bunlara Firavun, Billam, Balak vs dâhildir.

Her seviyenin adı bu harfleri (sağdan sola)

hangi ışığın doldurduğuna bağlıdır. Eğer kab Or Hohmayla dolmuşsa Yud

harfiyle ifade edilir, sonuç itibariyle isim (sağdan sola) şöyledir:

İbrani Alfabede her harfin kendi rakamsal değeri vardır:

Tüm harflerin toplam rakamsal değeri 72’dir ve harflerine tekabül eder. Hohma’nın Partzuf’una A’B denir.

Bu tür rakamsal hesaplara Gimatriya denir. Gimatrik değer kabın adıdır ve bu ad bir Kabalist için o seviyeye çıkabilmesi için bir şifredir. Kutsal kitaplarda bulunan tüm kelimeler sıradan kelimeler değildir ve gimatrik değerlere sahiplerdir, şöyle ki manevi kabın özel bir koşulunu aktarmaktadır. Eğer bir kabalist kutsal bir kitabı okursa, onun için manevi dünyaları anlatan bir kullanıcı kılavuzu görevi yapar.

Or Hasadim (merhamet ışığı) alan bir Partzuf’a SA”G denir, çünkü toplam harflerin hepsinin rakamsal değeri 63’e eşit. Tüm manevi dünyalardaki tüm manevi seviyelere buna benzer isimler ve rakamlar verilir.

Sadece her ışığın ne tür olduğunu bilmemiz lazım ki her seviyenin adını bilebilelim ve kutsal kitapları okurken hangi hareketin nerede ve ne seviyede olduğunu anlayabilelim.

Böylelikle kutsal kitaplarda günlük hayatımızdan bahsediyormuş ya da tarihi olaylardan, ya da bedensel hayatımızı daha iyi nasıl dengeleyeceğimiz gibi anlatımlar olduğunu düşünerek kafa karışıklığı yaşamayız. Kutsal kitaplar tekrar tekrar başka bir bedende dirilme geçirerek ızdırap çekip faydasızca hayatımıza devam etmektense, bizlere hayatın amacına nasıl ulaşabileceğimizin tarifnamesidir.

Bir Partzuf 5 bölümden oluşur: Keter: – Hohma – Bina – Zer Anpin – Malkut, ya da alfabede olduğu gibi (Keter için bir harf yoktur):

(sağdan sola; yud, hey, vav, hey) harfleri sadece boş bir kabın iskeletidir.

Partzuf’un endamı, yani hangi seviyede olduğu, perde vasıtasıyla tayin edilir ve partzufun 5 bölümünü olan ‘i ışıkların bir tanesiyle doldurur:

Nefeş, Ruah, Neşhama, Haya, Yehida

Or Hohma Yud harfiyle ifade edilir ve Or Hasadim Hey harfiyle.

1) Yehida (Partzuf Keter) sadece basit anlamıyla

her hangi bir dolum olmadan vardır: (Sağdan sola okuyunuz)

2) Haya’nın (Partzuf Hohma) oluşumunda

Yud harfi tümüyle dolmuş durumdadır: (Sağdan sola okuyunuz)

3) Neşama’nın (Partzuf Bina)

oluşumunda Yud dolmuş durumdadır ve Vav harfinde

Alef dolgusu vardır: (Sağdan sola okuyunuz)

4) Ruah (Partzuf Zer Anpin) yapısında Alef

harfiyle dolar: (Sağdan sola)

5) Nefeş’in (Partzuf Malkut) yapısında Hey

ile doludur ve sadece Vav dolmamış.

Mart 11, 2010

SAG’IN NEKUDOT’U

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 7:18 pm

Birinci kısıtlamadan sonra Malkut tekrar ışığı aşağıya çeker ancak ihsan edici bir konumda alır. İhsan etmek için almak yaratılan varlığın doğasına terstir. Dolayısıyla Malkut tüm üst ışığı bir anda Eyn Sof’da ki olduğu gibi alamamaktadır, ama onun yerine küçük miktarlarda alabilir ancak ve bunlara “Partzufim” denir. Sonuç olarak Malkut 5 ölçü ışık alır: Galgalta, A”B, SA”G, MA”H Elyon, BO”N Elyon.

Oluşan Partzufimler arasında Partzuf SA’G vardır ve özelliği kendisi için hiç bir şey istemeyen Binah’a benzer. Dolayısıyla bu Partzuf Galgalta’nın göbeği (Tabur) altına inebilir ve Galgalta’nın Sof’unu (son) ışıkla doldurabilir. Partzuf SA”G ilk etapta Reşimot 2/3 den (3. dereceden kılıf ve 2. dereceden bayağılık) doğar ve dolayısıyla ilk yayılımında (Taamim de SA”G) Or Hohma da (erdemlik ışığı) yansır.

Dolayısıyla SA”G’ın birinci yayılımı Galgalta’nın Tabur’u altına inememektedir. Partzuf SA”G arınma sürecinden geçerken, Or Hohma anında kaybolur. Perdenin arınma sürecinde Tabur’dan Peh’e kadar SA’G’ın Nekudot’u (Nekudot de SA”G) Partzufu oluşur. Bu Partzuf’da Or Hohma bulunmaz, yalnız Or Hasadim vardır. Bu yüzden Galgalta’nın Tabur’u altına inip Galgalta’nın Sof’unu Or Hasadim’le doldurabilir.

Burada, SA”G’ın Nekudot’u olan Binah, Malkut olan Galgalta’nın sonuna inince, Malkut ve Binah birbirleriyle karışır ve Malkut’un kendisini ıslah edip ışıkla dolması için ihsan edici özellikler edinme fırsatı doğar.

Birinci kısıtlamadan sonra Malkut ışığı sadece bir perde vasıtasıyla lama kararı alır, yani ihsan etme özelliğinin derecesi kadar. Dolayısıyla Malkut tekrar Eyn Sof’un tüm ışığını üzerine çeker, ancak niyeti tüm ışığı geri itmek ve sonrasında ihsan etmek için ne kadar alacağına karar verip almaktır. Buna Galgalta ya da Keter’in Partzuf’u denir.

Partzuf Galgalta’nın arınmasından sonra geriye 4/3 (4 kılıfın ve 3 bayağılık seviyesinde). Zivug (çiftleşme) bu Reşimot’un üstüne olunca sonraki Partzuf doğar ve buna A”B ya da Partzuf Hohma denir ve Eyn Sof’un ışığının bir sonraki kısmını ihsan şeklinde alır.

Sonraki Partzufun arınmasından geriye Reşimot 3/2 kaldı ve bu Reşimot’tan yeni bir Partzuf olan SA”G ya da Binah Partzufu doğdu. Binah ışığı almayı istememektedir, sadece ihsan etmek istemektedir. Dolayısıyla Zivug yapıp Eyn Sof’dan sadece kendi ışığını çekmekle kalmayıp, geriye kalan kabları da sonunda ışığı alabilmeleri için hazırlamaktadır. Bu hazırlığa Tikun (Islah) denir ve Nekudot de SA”G tarafından Galgalta’nın sof’una verilir ve Galgalta’nın Sof’u bu şekilde Binah’ın özelliğini edinir.

Başlangıçta Binah, Hohma’dan doğduğunda sadece ihsan etmeyi arzulamaktadır ve bu yüzden Or Hohma olmadan sadece Or Hasadimi vardır. Sonradan farkına varır ki eğer ihsan etmek istiyorsa (yani Yaratan’a haz vermek) Yaratan’ın arzuladığını yapmak durumundadır. Peki, Yaratan ne yapmak istiyor? Kişinin Kendisinden almasını istiyor. Dolayısıyla Binah Yaratan’ın ışığını Yaratan’a haz vermek için alma kararı verir.

İçindeki Or Hasadime ek olarak aldığı bu ışığa Hohma’nın yansıması denir. Binah’ın ilk koşulunda içinde Hohma’nın yansıması henüz yoktur ve sadece ihsan etmek istemekte ve almak istememektedir. SA”G’ın Taamiminde, Or Hohmayı çeken 3. derece kılıf Reşimot’undan dolayı, Partzuf Galgalta’nın Tabur’u altına inememektedir, tıpkı Partzuf A”B’ın Galgalata’nın taburu altına uzanamadığı gibi. Her iki koşulda da Or Hohmaya sahip oldukları için alma arzusunu kullanmaktadırlar.

Sınırlama 2

Alma arzusunu kullandıkları için, eğer Galgalta’nın taburu altına inselerdi orada bulunan arzulardan etkilenirlerdi. Bu arzular Yehida (en büyük ışık) ışığını istemektedirler ve bunun için 4. derecenin gücünde bir perdeye ihtiyaç vardır. Partzuf A”B’ın sadece 3. dereceden güce sahip perdesi olduğundan ve ek olarak SA”G’ın 2. dereceden güçte perdesi olduğu için, bu ışığı kendi rızaları için almaktan kendilerini alıkoyamazlar.

Bu koşul SA”G’ın Taamim’idir. Ancak, SA”G’ın Nekudot’unda 3. seviyenin kılıfındaki bayağılık çoktan kaybolmuştur ve sadece 2. seviyeden bayağılık bulunmaktadır – yani Biah. Daha önce bahsettiğimiz gibi Binah ilk koşulunda, sadece ihsan etmek istemektedir. Bu nedenden dolayı Galgalta’nın taburu altına inebilir, Galgalta’nın taburu altındaki arzular Partzuf SA”G’ın perdesinden daha güçlü olmasına rağmen, kendisi için almak gibi bir niyeti olmadığından bu koşuldan etkilenmemektedir.

Or Yaşar’ın Binah’da yarattığı bu ilk etkiden sonra, yayılımının sonunda, ikinci koşulu başlamaktadır. Şöyle ki, Binah eğer Yaratan’a ihsan etmek istiyorsa O’ndan almak durumunda olduğunu fark eder. Dolayısıyla ihsan etmek niyetiyle (Yaratan’a haz vermek için) alır ve dolayısıyla bir miktar Or Hohma çeker.

Partzuf Nekudot de SA”G’da da olduğu gibi, Galgalta’nın taburu altına olan yayılmasını sadece ihsan etmek niyetiyle tamamladıktan sonra, Yaratan’a ihsan etmek istediği için O’ndan almaya başlar ve almak istediği için üzerine Or Hohma çeker. Bu nedenden dolayı da aldığı zevklerden etkilenir ve bu zevklerin farkına varır. Bu noktadan itibaren artık almakla ilgilenir, sadece ihsan etmekle değil ve bu yüzden Galgalta’nın taburu altında bulunan arzular tarafından etkilenebilir.

Nekudot de SA”G sadece 2. aşamadaki Hohma’dan ışık çekmek istemişti. Ancak, artık Galgalta’nın taburu altında oldukları için, ve ruhanilikte fiziksel bir mekan olmadığından, “aynı yerdeler” ne anlama gelmekte? Bu aynı arzuya sahiplerdir demektir.

Dolayısıyla Nekudot de SA”G Galgalta’nın taburu altında bulunan ve 4. seviyenin gücündeki arzulardan etkilenmiştir. Şimdi Nekudot de SA”G’ın perdesi sadece 2. derecenin gücünü aşabilecek kapasitede. Dolayısıyla bu koşulda kalamaz, çünkü kalırsa Yehida ışığını kendi için almaktan kendisini alıkoyamaz, zira bu ışık arzunun 4. derecen bayağılığıyla çekilir. Bu ikinci kısıtlamanın olmasına sebep olur.

SIRASIYLA 10 SEFİROT

KETER

HOHMA

BİNA

HESED

GEVURAH

TİFERET

NETZAH

HOD

YESOD

MALKUT

Nekudot = Noktalar

Nekudot of SA”G = Nekudot de SA”G = SA”G’ın Noktaları (kıvılcımları gibi)

Taamim = Tatlar

İKİNCİ KISITLAMA

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 7:03 pm

Nekudot de SAG Partzuf Galgalta’nın taburu altına indi ve Galgalta’nın Sof’unda bulunan boş kabları or hasadimle doldurdu. Bu koşul içinde Galgalta’nın boş kablarında ışığın yansımasıyla Galgalta’nın kendisini arınmadan önce aldığı ışıktan reşimotu olduğunu hissettiler.

Galgalta’nın Sof’unu dolduran ışık içinde az bir miktar Or Hohma bulunduran Or Hasadimdi. Işık ayrıldıktan sonra orada daha önce olan ışıktan Reşimot kaldı.

Bu Reşimot Nekudot de SA”G da bulunan ışığa benzemektedir ve Nekudot de SA”G’daki her iki arzu ve Galgalta’nın Sof’undaki kablar ışığı almak istememektedir, dolayısıyla Nekudot de SA”G Galgalta’nın sofuyla karıştı ve boş kablarını doldurdu.

Partzuf SA”G Partzuf Binah’dır. Binah yayılımının sonunda üzerine Zer Anpin için Or Hohma çekebilecek özelliğe sahiptir. Or hohma çekmeye karar verince Galgalta’nın Sof’undaki Reşimot’u hisseder. Galgalta’nın Sof’unun Reşimot’u 4. safhadan ama SA”G’ın perdesi sadece 2. safhadan ve dolayısıyla kendisini ışığı almamak için durduracak güce sahip değil.

Bu şu kurala göre çok basit: Eğer alma arzusunun hissettiği zevk perdeden güçlüyse, kab kendi zevki için istemektedir, çünkü güçlü olan hakimdir.

Tüm dünyalar ve Partzufim Eyn Sof’un Malkut’unun parçalarıdır. Bu Malkut kısıtlama yaptı ve bir daha asla kendi için ışığı almama kararı verdi.

Dolayısıyla şimdi Partzuf Nekudot de SA”G’da kendisi için alma arzusu uyanınca, bu arzuya tahammül edecek gücü olmadığından ışığı ne olursa olsun almama kararı verir ve buna 2. kısıtlama (Tızimtzum) denir.

Örnek: Önceden belli bir miktar para alıp ihtiyaç duyanlara veren bir kişi, birden çok büyük bir miktar para alır ve fakirlere veremeyeceği kanaatine varır, zira parayı kendi için ister ve böyle büyük bir zevke karşı koyacak gücü yoktur.

Para perdesinin gücünden daha fazla olmadığı sürece (başkalarına verme niyeti) bu hazza karşı koyabildi, çünkü parayı vermekten aldığı haz çalmaktan duyduğu hazdan daha büyüktü. Ancak paradan alabileceği zevk büyüyünce kişi kendi için almayı ister.

Bu şekilde her insanda ve canlıda alma arzusu işler, çünkü “materyalimizin” tümü sadece alma arzusundan ibaret. Cömert davranmamız sadece bize o koşulda almaktan daha fazla fayda sağladığı içindir.

Ve Partzuf Nekudot de SA”G’da da bu şekilde oldu: Galgalta’nın Sof’una inilen yerde almaya alışık olduğu ışıktan çok daha fazla ışık olduğunu gördü. Gördü ki eğer almaya devam etmek isterse, sadece ihsan etme niyetiyle olsa bile, kendi zevki için almaktan kendisini alı koyamayacağından, ihsan etmek için bile almadı.

İkinci Tızimtzumdan sonra Malkut artık alma arzusunu önceden kullandığı gibi hiç kullanamaz, eğer kullanırsa kendisini kendi için almaktan alı koyamaz, dolayısıyla şimdi Malkut’un yeni bir arzu kullanması gerek, bu arzu sadece ihsan etmek için ve bu koşula “Malkut Binah’a yükselir” denir, yani artık alma isteğini kendisi için kullanmaz ve Binah’nın arzusunu ihsan etmek için kullanır.

Şimdi artık Malkut alıcı kablarını kullanamayıp sadece verici kablarını kullanabildiğinden, ışığın girebileceği yeni sınırlar oluşturulmuştur. Galgalta’nın taburu altında (yani Sof’da) kalan kısma artık Partzuf Nekudot de SA”G denir ve yeni sınırlar burada oluşur. Bu Partzuf’un Keter, Hohma ve Binah Sefirotu Roş (Baş- Partzuf’un başlangıç noktası) Sefirotudur ve almak istemezler. Hesed, Gevurah, Tiferet Sefirot’u Keter, Hohma ve Binah ya benzer ama Partzuf’un Guf kısmı içindir: Hesed – Keter’e, Gevurah – Hohma’ya, Tiferet’de – Binah’ya benzer, buradan görüyoruz ki Tiferet Guf’un Binah’sı gibi.

Her Sefira kendi içinde 10 Sefirot barındırır. Dolayısıyla Tiferet Binah gibi ayrılmıştır (Binah gibi her yerde: Roş’un Binah’sı, Nekudot de SA”G Partzuf’uda Binahdır):

1. Almayan kablar olan Binah’nın üst kısımlarının Sefirot’u; Keter, Hohma, Binah, Hesed, Gevura ve Tiferet.

2. Vermek için alan kablara, yani Binah’ın alt kısmı ve Sefirot: Netzah, Hod, Yesod ve Malkut.

Buradan görüyoruz ki Binah’nın tüm Partzufunu, yani Nekudot de SA”G’ı, alıcı ve verici kablara ayırırsak, ayırım Tiferet’in kendi içindeki Tiferet’den sonra olur, diyagramda gösterildiği gibi:

Buraya Partzuf Nekudot de SA”G’ın Hazehi (göğsü) denir.

Birinci kısıtlamanın Malkut’u ilk kısıtlamayı muhafaza eder, özellikle bu seviyeye çıkar ve ışığın daha aşağı inmesine izin vermez. Burada yapılan bu ayırıma Parsa denir.

Malkut’un Nekudot de SA”G’ın Hazehine ışığı sınırlaması için çıkıp yükselmesine “2. Tızimtzum” denir.  1. kısıtlamanın sonucunda Or Hohmayı kendi hazzı için almayı yasakladı. 2. kısıtlama sonucunda Or Hohmayı hiç almama koşulu oldu çünkü Partzuf Nekudot de SA”G’dan ve sonrasında ihsan etmek için almak hiç mümkün değil.

Üst derecenin arzusu alt seviye için mutlak bir kural olduğundan, 2. kısıtlamadan sonra doğan her Partzufimde Parsa kalıcıdır ve aşağıya geçiş sağlamaz.

Bu olanların sonucu itibariyle Galgalta Partzufunun taburu altında kalan yer 4’e ayrılır:

·         Olam Atzilut’un yeri, Or Hohma’nın yansıma olasılığı olduğu bir yer.

·         Olam Briya’nın yeri, Parsa altındadır ve Or Hohma oraya gelememektedir, sadece Or Hasadim gelebilir.

·         Olam Yetzira’nın yeri, Olam Briya’nın altı

·         Olam Asiya, Olam Yetzira’nın altı

·         Olam Asiya’nın sonuna “Keduşa’nın (kutsallık) bittiği yer” denir. Manevi dünyayla materyal dünya arasındaki sınır ve “bu dünyanın yeri”.

·         “Bu Dünya”

·         “Bizim Dünyamız”

OLAM NİKUDİM

Filed under: Uncategorized — ustdunyalarinyapisi @ 7:00 pm

Nekudot de SA”G’ın Galgalta’nın taburu altına inmesi, Galgalta’nın sof kısmıyla karışmaları (Patzuf Galgalta’nın taburu altında kalan kısım), 2. Tızimtzum (kısıtlama) – tüm bu olaylar SA”G’ın perdesi taburdan Peh’e doğru yükselirken oldu. Dolayısıyla, perde Peh’e geldiğinde, Galgalta’nın taburu altına inen Nekudot de SA”G’da olan herşeyin Reşimot’unu içinde barındırır.

Partzuf Galgalta’nın arınmasından sonra perdede bir çift Reşimo kaldı: 1 tanesi hitlabşut Reşimosu (ışığın Partzuf içinde sarılmasından kaynaklanan Reşimo) diğeri de perdenin Aviut Reşimosu (Masah / perde’nin bayağılığının Reşimosu). Ayrıca Partzuf A”B’ın arınmasından sonrada bir çift Reşimot kaldı.

Ancak Partzuf SA”G’ın arınmasından sonra, SA”G’ın Roş’unun Peh’ine (Partzuf’un başı/ başlangıç noktası) çıkan perdede, 3 çift Reşimot vardır. Perde üzerlerinde önemlerine göre Zivugim (çiftleşme) yapar:

1.1 çift Reşimot (Reşimo’nun çoğulu): Hitlabşut Reşimosu 2 ve Aviut Reşimosu 1, Partzuf SA”G’ın tabura kadar inen kısmında (ama altına değil). Bu Reşimot üzerine yapılan bir Zivug’dan yeni bir Partzuf doğar ve boyutu Hitlabşut Reşimosu 2 ve Aviut’u 1’dir, yani Zer Anpin boyutunda olup MA”H Elyon (üst MA”H) denir. Bu Partzuf sadece Galgaltanın taburuna kadardır ve altına değil çünkü doğduğu Reşimot oradan geldi. “Elyon”unun üzerine kendisini giydirir (yani bir üst Partzuf’u, ondan önce gelen) ve bu SA”Gdır: MA”H Elyonun Roş’u Hazeh’den Peh’e kadar yayılır. Guf’u Hazeh’den SA”G’ın Taamim’inin sonuna kadar uzanır (Partzuf SA”G’ın ilk arınmasından önce ilk uzanmasıdır), burası Galgalta’nın Taburudur.

2. Bundan sonra perde 2. önemli Reşimot çifti üzerinde Zivug yapar, Galgalta Partzuf’unun altında olan SA”G’ın Guf’un dan olan kısmın Reşimot’u üzerine: yine Hitlabşut 2 ve Aviut 1. Bu Reşimot’ta taburun altında olan 2. kısıtlamayla ilgili ek bilgiler bulunmaktadır.

3. 3. çift Reşimot’tan sonra bahsedeceğiz.

Bu Reşimot’un ihtiyaçlarına göre, SA”G’ın Guf’unun perdesi, arınma esnasında, şimdi Peh’den “Nikve Eynaim” denilen üst 3 Sefirot olarak adlandırılan GAR ile alt 7 Sefirot olarak adlandırılan ZA”T arasında SA”G’ın Roş’unda bir yere yükselir ve bu Reşimot’un üzerine orada Zivug yapar. Bunun nedeni bu Reşimotta alıcı kablarda ışığı almak yasaktır, ama ışık sadece her Partzuf’un Hazeh’ine kadar inebilir, çünkü her Partzuf’un Hazeh’inde o Partzuf’un sadece özgecil kabları bulunur. Ancak Partzuf’un Hazeh’inin altında alıcı kablar bulunmaya başlar.

İhsan eden kablar Or Hasadim çeker, alıcı kablar ise Or Hohma.

Eğer perde 2. sınırlama yüzünden “Metzumtzamot” (sınırlama) altındaki Reşimot üzerinde Zivug yaparsa, o zaman ışığın uzayıp sadece verici kablarını ışıkla doldurabilen bir Partzuf’a doğum verir. Alıcı kablar ışıkla dolmaz ve boş kalırlar. Partzuf sadece bir kısmını kullanabildiğinden “Katan” (küçük) denir.

Neden Reşimot’un gereksinimi için perde Peh’den Nikvey Eynaim’e yükseliyor ve orada bir Zivug yapıyor? Nedeni şöyle, eğer Reşimot sadece özgecil kablar üzerinde Zivug yapma gereksinimi duyarsa, perde SA”G’ın Roş’unun Binah’sının orta seviyesine çıkmak zorunda, orada Roş’un özgecil kabları sona ermekte, ve orada Hitlabşut 2 ve Aviut 1 üzerine Zivug yapar.

Tabur altından olan Reşimot ışığın sadece özgecil kablara yayılmasını istemektedir. Ama nasıl sadece özgecil kablara sahip olan bir Partzuf’un doğması mümkün olabilir ki? 10 Sefirot’tan az Sefirot’a sahip bir Partzuf’un olması imkânsızdır! Yaratılan her varlıkta 10 Sefirot vardır, ancak Sefirotlar’ının bir bölümünün arzuları kullanmayan bir Partzuf olabilir. Dolayısıyla SA”G’ın Roş’u öyle bir Partzuf’a doğum vermeli ki, alıcı kabları kullanıma müsait olmasın. Partzuf’da ki alıcı kablar şöyledir: Binah’ın alt yarısı, Zer Anpin ve Malkut.

Partzuf’un Guf’un da alıcı kabların aktif olmaması için, SA”G’ın perdesi Partzuf’a öyle bir şekilde doğum vermesi gerekir ki doğuştan alıcı kablarını kullanmamalı. Bunun için, Partzuf SA”G’ın Roş’unda ki Zivug’da sadece özgecil kablar üzerinde olmalı, alıcı kablar üzerinde değil.

Roşun kabları şöyledir:

·         Keter (Taç) – Galgalta (Kafatası)

·         Hohma (Erdemlik) – Eynaim (Gözler)

·         Binah (Anlamak) – Ozen (Kulak)

·         Zer Anpin (Küçük Yüz) – Hotem (Burun)

·         Malkut (Krallık) – Peh (Ağız)

Sa”G’ın Roş’unun 5 parçaya ayrılımı

Keter ve Hohmanın kablarına (buna aynı zamanda Binahın üst yarısı dâhildir) Galgalta ve Eynaim (GV”E) denir, ya da özgecil kablar. Binah’ın üst yarısı özgecil kablara aittir çünkü Or Hohmayla dolduktan sonra, özgeciliği almaya tercih etmişti. Ancak Binah’ın alt yarısı Zer Anpin için ışığı istemekte. Partzuf Nekudot de SA”G Partzuf Binahdır. Binah Partzuf’unun alt yarısında, yani Tiferet Sefirası ve Nekudot de SA”G altında, alıcı kablar bulunur. Dolayısıyla bu bölgede kendisi için alma mümkün olabilir.

Partzuf Nekudot de SA”G’ın GV”E ve Aha”P olarak ayırımı

Doğan Partzuf’un formunu perdenin bulunduğu yer tayin eder:

Eğer bir perde Partzuf doğurmak ve 10 Sefirot’un da ışık almasını istiyorsa, perde Zivug’u Peh’de yapmalıdır. Perde Peh’de bulunduktan sonra, perdenin sertliği Patzuf’un büyüklüğünü (yüksekliğini) tayin eder. Şöyle ki Partzuf hangi oranla 5 kabının her birini kullanıyor.

Eğer perde sadece özgecil kablarına ışığı alacak bir Partzuf doğurmak isterse, yani sadece Partzuf’un yarısında, o zaman perde Peh de değil Nikve Eynaimde olmalı, çünkü Roş’un yarısı orada bulunmaktadır. Perde Nikve Eynaimde bulunduktan sonra, perdenin sertliği yüceliğini (boyunu, şeklini) tayin eder. Yani her bir 2.5 kabının yüzde kaçını kullanabilir.

Bu koşullar altında doğan bir partzufa Olam Nikudim’in (Nikudim Dünyası) Katnut (küçül olan) patzufu denir.

SA”G’ın Roş’un da kısıtlanmış 2/1 Reşimot’da (kısaca Hitlabşut 2, Aviut 1), Zivug yapıldıktan sonra Partzuf Reşimosunun geldiği yere iner. Galgalta’nın taburu altına indi ve hem Roş hem de Guf olarak bütün bir Partzuf olarak yayıldı. Roş Hitlabşutla Keter olur, Aviutlu olan Roş’una da AV”I (Aba ve İma – Baba ve Anne) denir, bedenine ZO”N (Zer Anpin ve Nukva) denir.

Ve her Roş ve Guf’da ve her özel parçalarında ve Partzuf’un genel yapısında – her detay iki parçaya ayrılır; GV”E (Galgalta Ve Eynaim) ve AHa”P (Avzen, Hotem, Peh).

GV”E her zaman özgecil kablardır ve bunları her zaman kullanmak mümkündür çünkü Tızimtzum sadece Or Hohma içindi. AHa”P her zaman alan kablardır. Nekudot de SA”G’ın Partzuf’un da Tızimtzum olduktan sonra, Atzilut’un Atik Partzuf’u hariç, AHa”P kablarında ihsan etme niyetiyle Or Hohma alacak güce sahip değiller.

AHa”P aşağıdaki Sefirot’u içerir:

·         Binah’ın alt yarısı, ışığı alıp Zer Anpin’e vermek istiyor.

·         Zeir Anpin az bir Or Hohma yansımasıyla Or Hasadim almak istiyor.

·         Malkut tümüyle kendisini Or Hohmayla doldurmak istiyor.

Dolayısıyla Or Hohma ışığıyla Zivug yapmaları yasak.

Üçüncü çift Reşimot, perdeyle birlikte SA”G’ın Roş’una çıktı ve Galgalta’nın arınmasından sonra Galgalta’nın sofunda kalırlar. Bu Reşimot: 4/3 (Hitlabşut 4 ve Aviut 3) ve bu Partzuf Nekudot de SA”G’ın içinde dâhildi. Bu Reşimot Or Hohmayı almayı talep eder.

Olam Nikudim’in Katnut Patzuf’u yerine indikten sonra ve Galgalta’nın taburundan parsaya kadar yayılır ve SA”G’ın Roş’u geriye kalan Reşimot’u verdi: Reşimot 4/3 (Hitlabşut 4, Aviut 3). Dolayısıyla, bu Reşimotların gereksinimleri dâhilinde, AV”I’nin Nikve Eynaim’de bulunan perde AV”I’nin Peh’ine iner ve Reşimot 4/3 üstünde Zivug yapar. Bu Zivug’dan Or Hohma Guf’a iner, parsaya kadar gelir ve Or Hohmayı verir.

AV”I’nin roşu 4/3 Reşimot’a göre Parsanın altında bulunan kabların şimdiden ihsan etmek için almak istediğini düşünür, almak için değil. Dolayısıyla AV”I Gadlut’ta (büyüklük) Zivug yaptı ve aşağıya Or Hohma verdi. Ancak AV”I Parsanın Eyn Sof’un Malkut’unun kısıtlamasından kaynaklandığının ve Galgalta’nın sofunda bulunan 4/3 Reşimot’dan kaynaklanmadığının farkına varmadı.

Partzuf MA”H Elyon’un doğuşu, Nikudim’in Partzuf Katnut ve Gadlut’u

Or Hohma Parsandan aşağı sızmaya başlayınca, kablar kırılmaya başlar, çünkü Parsanın altında kablar kendileri için alma arzusunda kalmışlardır. Parsanın üstünde olan GV”E kablarıyla AHa”P kabları arasında ilişki olmaya başlayınca tek bir Guf oluşturdu, dolayısıyla ihsan edici kablarda alıcı kablarla birlikte kırıldı. Malkut alma formunda, alma arzusudur. İkinci kısıtlamada bu Partzuf’da ki ihsan edici kabları parsaya kadar hüküm eder. GV”E kabları AHa”P’la ilişkilenmeye başlayınca, Malkut’un kendi için alma arzusu parsa üstünde bulunan Partzuf’un Guf’un da ki ihsan edici kablarlada karıştı. Şöyle ki Malkut tüm Sefirotlar üzerine hâkimiyet kurar, Nikudim’in Guf’un da ki tüm arzulara.

AV”I’nin Roş’u Reşimot 4/3 üzerine Zivug yaparsa (Hitlabşut 4, Aviut 3) buradan Or Hohma çıkar ve Nikudim’in Guf’una girer. Işık Guf’un GV”E’inden geçip parsayı aşıp Guf’un AHa”P’ına girmek ister. AHa”P’ın kabları anında kendileri için Or Hohma almaya başlarlar.

Dolayısıyla toplam parçalar şu şekildedir: 320=8x10x4. Gimatriyada bu sayıya “Şıah” denir, zira Şin  ve Kaf harfleri 20’ye eşittir. Kırılma her Sefirada olduğundan ve her Sefira her birini kendi içinde dâhil ettiğinden, her kırılan parçada da dolayısıyla 320 parça vardır.

Dolayısıyla kırık parçaları “Berur’un” (ayıklama) çalışmasında şu basamaklar vardır:

Malkut’u kırılan 320 kırık parçadan ayırmak çünkü kırılışın sebebi buydu. 10 Sefirot’tan, bir tanesi Malkut, 8 kral var ve her kralın 4 alma arzusunun 4 aşaması dolayısıyla 320 kırık parçada 4×8=32 Malkiyut (malkutun çoğulu) vardır. Peki, 320 parçadan 32 Malkiyutu nasıl seçip ayırbiliriz.

Bu Or Hohma vasıtasıyla ancak mümkündür:

Eğer Or Hohma yansıra, Malkut’un ihsan etmek için alamadığı ortaya çıkar ve bu kişinin maneviyata girmesini engelleyen “kötülüğün” tümüdür. Şimdi kötü tespit edildiğine göre ve kendimizi doğal olarak kötüden uzaklaştırdığımız için kişi kendisini ayırır. Şöyle ki bu alma arzusundan. 32 Malkiyutun berurundan sonra geriye kalan 320-32=288 parça arındırılır. Bunlar kırılan Partzuf ZO”N’un ilk 9 Sefirot’u. Bu 288 kabın arınması ihsan edici kabların yükselmesini sağlar, Atzilut dünyasının değişik Partzufim’in GV”E.

World of Nikudim = Nikudim Dünyası

Smallness = Küçüklük (Katnut)

Largeness = Büyüklük (Gadlut)

Sonraki Sayfa »

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.